Notice: Undefined variable: description in /home/demir/public_html/news.php on line 166
İyi Müslümanlık değerlerimiz
İyi Müslümanlık değerlerimiz
Bize göre din değil, din'e göre biz
Din hakkında, dinin temellerinden olan konular hakkında tartışma, çekişmemiz yoktur. Bize göre din değil, dine göre biz varız.
Din Allah'ın dinidir. Biz ise O'nun kullarıyız. Kul, Rabbinin dinini, beşerin bir kitabını okuyup tenkit eder gibi yorumlamaya kalkar veya tenkit ederse baştan yanlış bir yola girmiş olur. İslam teslim olmanın adıdır. Bilhassa Müslümanlardan olmayanların veya onlara çanak tutanların başlattığı tartışmalarda izleyici olmak bile imanla çelişebilir. İslam görücüye çıkmamıştır; can ve mal verip cenneti alacaklara sunulmuştur. Vahyi akıldan üstün tutarız. Ne tevil yapar, ne de akıl ile vahiy arasında bir çelişki kabul ederiz.
Dinin açık ve kesin çizgileri içinde kalan konularda 'basit' konu yoktur. Din bir bütündür. Bize veya bana göre'leşmiş din, daha önce hak din iken hahamların ve papazların elinde muharrefleşmiş dinlerdir. Dinimizi kalkan yapıp birbirimizle çekişemeyiz. Dinimiz için ölürüz de, dinimizin içinde tartışmayız. Sığ konular etrafında yürütülen tartışmalar, nefislerimizi tatmin etmenin ötesine gitmeyeceği gibi asıl görevlerimize harcamamız gereken enerjimizi de heder etmektedir.
Selef'e saygımız asla 'putlaştırma' değildir!
Selef-i salihine ta'zimimiz vardır. Onlar hakkında ileri geri konuşmayız, yollarını yolumuz biliriz. Selef-i salihin bu ümmetin ilk üç nesli için kullanılan bir vasıftır. Sahabiler, onların ardından gelenler ve ikinci kuşağı izleyen üçüncü nesil selef-i salihin olarak adlandırılmıştır. Bu adlandırma o üç dönemde doğup büyümüş her insana verilen bir ad değildir. O dönemde Müslüman adı ile yaşayıp, o adın hakkını verecek, ibadet ve cihad içinde bulunan, yaşadığı ahlakı ve kimliği dillere destan olmuş müminlerdirler. Onların hayatları, büyük oranda Kur'an ve Sünnet'in gösterdiği işaretlere uygun olduğu için 'örnek nesil' olarak gösterilmeyi hak etmişlerdir. Onların saygı ve övgüyle anılmalarında İslam'ın yararı vardır. Onların -özellikle de sahabilerin- yerilmesi ise, dolaylı yolla da olsa İslam'ın yanlış tanıtılması sonucuna ulaştırabilir.
Hem yaptıkları hizmetlerin, gösterdikleri vefanın ve sadakatin sonucu olması açısından, hem de kıyamete kadar gelecek nesillere yaşamış ve yaşanmış güzel örnekler göstermek bakımından o isimlerin muhafaza edilmesi önem taşımaktadır. Onlara saygımız asla bir putlaştırma değildir. Onların yolundan gitmeyi, güttükleri hedefi gütmeyi kendimize şiar ediniriz. Onların hayatlarını eğlence konusu yapmadığımız gibi, teselli ve avuntu malzemesi olarak da düşünmeyiz.
Öğrendiklerimizi, hayata tatbik ederiz!
İlim ile ibadeti, tevekkül ile sebepleri kullanmayı, dünya nimetlerini kullanmakla dünyada zühdü, korku ile umudu, Allah için sevmekle Allah için buğzu, merhametle metaneti aynı oranda benimser uygularız. Su-i istimal yok, gayret var.
Kitap hamalı gibi ilim öğrenmek hesap yerinde yorucu sorulara muhatap olmaktır. Öğrendiklerimizi amele dönüştürmeye çalışırız. Cahil âbidliğe razı olmayacağımız gibi, ilminde uzak bir hayat yaşayan bilgi hamalı da olmaya razı olmayız.
Allah'a tevekkül ederiz
Allah'a tevekkül ederiz. Hem tevekkül eder, hem de kul olarak üzerimize düşeni gereği gibi yapıp yapmadığımıza bakarız. Tevekkülü tembelliğin kılıfı yapmayız. Tevekkülle beraber, en çok çalışan, en iyi çalışan da olmaya çalışırız.
Allah'ın yarattığı dünya nimetlerini elde etmekte bir sakınca görmeyiz. Bütün nimetlerden hissemiz olsun isteriz. Fakat o nimetlerin esiri olmayız. Önce hakkı verilmiş nimetlere sahip oluruz. Sonra da o nimetleri cehenneme değil, cennete taşıyan sebepler yapmaya gayret ederiz. Her şeye rağmen zühdün üstünlüğünü unutmayız.
Allah'ın sevdiğini sever, buğz ettiğine de buğz ederiz. O'nun düşmanları ile iyi geçinme çelişkisinden O'na sığınırız. Allah'tan çok korkar, korktuğumuz kadar da rahmetinden ümit var oluruz. Hazreti Ömer radıyallahu anhın düşündüğü gibi düşünürüz: "Cehenneme girecek tek kişi vardır, dense o benim diye korkarım. Cennete bir kişi girecek dense, o girecek olan benim diye ümit var olurum."
Bizi kuşatan olaylar ve üzerimizdeki baskılar belki gözümüzden yaş akıtır; ama ümidimizi kaybetmeyiz. Rabbimizin rahmetinin ulaşmayacağı bir kuyunun olmayacağına iman ederiz.
İbadeti, var olmamızın gayesi görürüz
Ne zamanın değişmesi, ne de genel şartların değişmesi akidemizi ve amelimizi değiştirmez. İbadetsiz kalmayı tehlikeli görürüz. İbadeti ve zikri var olmamızın gayesi görürüz.
Müslüman kimliğimizle onur duyarız. Allah'ın mülkü olan her yeri O'na kulluk için uygun yer olarak görürüz. İbadetsiz kalmayı imanımız ve akıbetimiz için ciddi bir tehlike görürüz. Bunun için de, işten eğitime, evlilikten sosyal ilişkilere, mesken yeri seçmekten arkadaş belirlemeye kadar hayatımızın her kademesinde ibadet öncelikli bir anlayışı tercih ederiz.
Evi mescide yakın,
Arkadaşı Allah'tan korkan,
Gıdayı helal,
Eğitimi Kur'anî,
Mekânı temiz,
Yüreği sağlam,
Akıbeti cennet isteriz.
İslam, Sünnet ve Cemaat kelimeleri dışında dini kimlik ifadesi için bir ilave isim kabul etmeyiz. Bize Rabbimizin verdiği isim yeter.
Şucu bucu değil müminiz, Müslüman'ız. Fıkıh ahlak, takva, zühd öğrendiğimiz kişiyi ve yuvayı sever, sayarız. Himaye ederiz. Ama o yuvayı camiden, o çevredeki dostları Ümmet-i Muhammed'den üstün görmeyiz.
Çevrimiçi Ziyaretçiler : : 1
Toplam Üye Sayısı : : 1,411
Günlük Ziyaretçi Ziyaretçi : 681701 Site526 gündür açık 1296 ziyaretçi / gün e-mail Kayit Dagilimi